13 Aralık 2012 Perşembe

Love is Paradise

Everything was Love.

Everything will be Love.

Everything has been Love.

Everything would be Love.

And everything would have been Love…



11 Eylül 2012 Salı

I'm with RHCP



"Doğum günü hediyen Red Hot Chili Peppers!" denilse; ilk önce benim gibi birisi iseniz utana-sıkıla "yok yahu, ne gerek var..." dersiniz. Şartlar kötü değilse de, 8 eylülü kanlı-canlı izlemek babında, arkadaşlarımla eğlenirim, güzel bir akşam olur diye beklersiniz. 8 eylül geldi ve biz "burası çok kalabalık, sıra çok var, yetişiiin!" laflarına bile aldırmadan epey geç gittik. Santral İstanbul yeşilliğiyle, binalarıyla gayet albenisi olan güzel bir ortamdır. Konser alanına girmeden bu güzellikler daha sonra gözümü doyurmadı arkadaş! Ayrılan kategoriler ve sahneyle aralarındaki mesafe güneşin etrafında dönen gezegenler mesafesindeydi. Tamam biraz abarttım ama ancak bu şekilde berbat durumu anlatabilirim. Anlaşılacağı üzere konseri ekranlardan izleyecektik!! Gerçi ekrandan da izleyemeyecektik çünkü ön grup olarak çıkan ortamı canlandıran bir performans gösteren Athena sahnedeyken ekranlar açılmadı ve karanlıkta izlenildi. Hem izleyeciye hem de sahnedekilere saygısızlık yapıldı.

RHCP sahneye 15 dk geç çıktığında, beklemekten sıkılmıştık artık. Arkadaş bile seni canlandıramıyor:)) Dörtlümüz Monarchy of Roses ile sahneye çıktığında güller açtım. Yalnız Anthony'in sesi bize biraz tuhaf geliyordu. Kesik ve cızırtılı gibi. 2. şarkı Dani California'da bu biraz gider gibi oldu. Canlı canlı konser izleyip, dinlerken  ses sisteminin gazabına da uğramak böyle oluyor herhal! Flea'nın oradan oraya koşturması, Anthony'nin sadece şarkımı söylerim arkadaş hali, Josh'ın sakat haliyle elinden gelenin en iyisini yapması ve cool duruşu, Chad'in sakin enerjisi... her şey harikaydı. İşkencemiz başlarda sakin olan, hareketlerimi, nefes almamı kısıtlamayan çevrenin giderek artmasıyla başladı. Konser deneyimlerim henüz istediğim şekilde rekor seviyeye ulaşmasa da; konserlerde şunların olması gerektiğini biliyorum: rahat hareket edeceksin, yemek kokuları arasında boğulmayacaksın, bayılma tehlikesi yaşamayacaksın... bunların tersi bu konserde mevcuttu işte. Siz kapasiteyi aşmış bir alana o kadar insanı sokarsanız böyle olur. Anladığım kadarıyla sadece vip, en pahalı biletleri alanlar yani sahneyle aralarındaki en az olanlar bu konseri rahat ve mutlu izledi. Kategori 1'ler dahi isyandaydı hatta konseri bırakıp gidenler bile var.

Sinirimiz bozulsa da, yine de konserde eğlenmesini, şarkıları boğazımız kuruyana kadar söylemesini bildik biz. I'm with You albümü kapsamında gerçekleşen dünya turunda olan bu adamların playlisti de bence iyiydi. Hem yeni albümden hem de eski klasik şarkılardan herkesi memnun edebilecek parçalar çalındı. Tabi ki kimseyi memnun edemezsiniz; kimisi Snow çalmadı, kimisi Breaking the Girl çalmadı, kimisi de Me and My Friends yoktu kii:((.. demiştir, diyecektir. Boşa.. İlhan Erşahin'le olan Did I Let You Know' da coştuğumuz, By the Way ile yaşa başa bakmadan hoplayan, dans eden bir topluluğun yanındaydık biz. Anthony'nin konser ortasında ev satın alma mubabbetinden sonra pek konuşmaması, bütün konuşmaları sanki Flea yapacakmış gibi anlaşmışlardı sanki:) Ezan sesini her zaman duyduğumuz için şanslı olduğumuzu söyledi. Konser bitimine yakın yine içindeki sevgiyi bize boşalttı, Chad bagetlerini izleyiciye attı. Tabi bu bagetleri kimlerini alabildiğini tahmin edebiliyordum. Çıkışta yaşayabileceğimiz ahiret kalabalığına rağmen o muhteşem Final Jam'i bile izledik. Adamların gitar soloları, enerjileri harikaydı. Geceden kalan tesellilerimizdendi onlar. Çıktığımızda yaşadığımız eve varış hikayemiz için ise şükür doluyum. Çünkü gecenin bir köründe ne taksi bulabildik, ne de dolmuş, ne de başka bir ulaşım aracı... Yakın olan evimize ancak 1 gibi varabildik, o da tanımadığımız insanların aracına binerek. 

Sağ ve salim evde olmak, böyle kötü organizasyonlar olmasın diye ümitlenmek, Red-Hot-Chili-Peppers ve Suck My Kiss...

not: fotoğraflar Dilan Bozyel'e aittir.

12 Nisan 2012 Perşembe

Küre'den Dolup Taşanlar

Sanki uzun zamandır yazılmadı buralara. Yazılıyor da biraz aksatılıyor gibi. /doğruyu söylemek lazım\ Ben bazen buralara bir kuple müzik için uğrarken, O türlü türlü şeyle geliyor. Biz böyle bazen sık, bazen arada bir gelirken 1 yılı devirmişiz de haberimiz yok!! Kuruluş hikayesini bir gün torunlarıma da anlatacağım; varlığıyla, paylaştıklarıyla, verdikleriyle... beni bir nevi güp güp ettiren asma kat'ın, Happy Zone'un, Gosphere'in nice yılları olsun, Miles Kane'in demesi gibi aklımızı hep yeniden düzenlesin!!

15 Şubat 2012 Çarşamba

Bağımsızım ben Bağımsız!


Ülkemizde sinemaseverler için pek iyi festivaller düzenleniyor. Baskın olarak dünya sinemasının yanında payı gitgide artan Türk filmleri de bu festivallerde göz dolduruyor. İşte bu göz dolduran yapımların, üstelik bağımsız sinemanın hakkını veren  11.Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 16-26 şubat tarihleri arasında İstanbul, 1-4 mart Ankara ve bu yıl ilk kez 2-4 mart tarihleri arasında İzmir'de karşımıza çıkacak.


Biletler festival gişelerinde ve mybilette. Filmler; Afm Fitaş Beyoğlu, Afm İstinye Park, Afm Budak Caddebostan, Cinebonus Maçka G-Mall'da. Özellikle beklerim efendim.


http://www.ifistanbul.com/tr/


8 Şubat 2012 Çarşamba

'Drive' Partisine Davetlisiniz!




Empire Magazine yazarlarının 2011'de 1. sıraya koydukları canımız filmimiz /daha filmi izlemeden, filmi tepelere çıkartmak bu olsa gerek\ Drive, 10 şubatta bu topraklarda vizyona girecek. Filmle ilgili beklentilerim yüksek anlaşıldığı gibi. Ryan Gosling elbette bu beklentileri arttırıyor. Gözden kaçırmadığım ve üzerinde durmak istediğim noktalar ise; Drive'ın birçok festival dolaşması, ödüller alması... Filmin yapım aşamasına geçmesinde çok katkısı olan, hatta yönetmeni bile bulan Ryan Gosling filmde belki kariyerindeki en önemli rollerinden birini oynuyor. Çok konuşulan ve konuşulmaya devam edecek bu filmin soundtrack'i de dillere, mırıldanmalara düşücek cinsten. Filmle ilgili ipuçlarından bile kaçan bana en faydalı şey bu soundtrack oldu.

Empire Magazine'nin en beğendikleri filme özel poster çalışmasından bir seçimimle ve Drive'ın soundtrack'inde yer alan adamı iyi anlamda mahveden bir şarkıyla partimize başlıyoruz.

(Benim gibi filme göz değdirmeyerek, vizyona girmesini bekleyerek, sabrederek zamanını geçiren birini biliyorum. Umarım Drive oraya da gider. Sabır taşına döndük!)






 Posterlerin tamamı: 14 Alternative Drive Posters

2 Şubat 2012 Perşembe

Bana Kendini Getir


16 eylül 2011 - 22 ocak 2012 tarihleri arasında İstanbul Modern Sanat Müze'sinde gerçekleşen bir sergi vardı. Adını ilk Türk kadın romancı Fatma Aliye'nin Ahmet Midhat'la yazdığı romandan alan: Hayal ve Hakikat. Daha sonra araştırınca öğrendim ki bu romanın iki bölümlük kısmında; hayal kısmını Fatma Aliye, hakikat kısmını Ahmet Midhat yazmış. Sergi de Türkiye'den kadın sanatçıların hayallerini hakikatlerle karşılaştırmalarını eserleriyle anlatıyor. Toplumumuzda, kadına geçmişten günümüze bakış, hem hayal hem de yaşanan olayların görselliğe dökülmesiyle, bizi sorguya çağırıyor.

Sergide fotoğraf çekimine malesef izin yoktu. Not alarak idare etmeye çalıştım. Netten biraz eserlerin fotolarını bulabildim. Tabi sergiye gitmek gibi olmuyor. Yakından hissetmek, sanki sanatçısı da burada hissini yakalamak bambaşka. Küçük filmlerden, dekorlardan, videolardan, fotoğraflardan... insan olarak tüketim açlığımızı, nerede olduğumuzu, kadınlığımızı, insanlığımızı... bazen zorlanarak, bazen gülerek, bazen hüzünlenerek sorguladığımız ve bu sorgunun bitmemesini dilediğim bir sergiydi.




Handan Börüteçene - Bana Kendini Getir, 2009 

Şöyle söyledi mekân:
Beni ilk gördüğün zamanki heyecanlarını getir,
Her biri bir başka işinde sana yol olan
Bana kendini getir.
Her bir parçanın dünyaya karışmış olanından geriye kalan.
Bana eski misafirlerimden bir parça getir,
Hani senin de şu çok sevdiğin,
Yan yana dizili 19 kişinin bize bakan yüzlerini taşıyan.
Kurimbu köylülerinin yekpare ağaca yonttuğu,
Her birinin hikâyesi uzaklarda boş bir bavul gibi asılı kalmış olan.
Bana 19 bavul getir,
Her biri başka birinin belleğini saklayan.
Bana kaybolduğun bütün anları getir,
Her biri başka birinin belleğini saklayan.
Bana kaybolduğun bütün anları getir,
Merceklerden bakıp zamanın izlerni süreceğin.
Bana eski sandalyelerimi geri getir,
Her biriyile başka bir belleği kavuşturacak olan.
Bana Rumi'nin şiirini getir.
"Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel" diye başlayan,
"Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazık" diye biten.
Bana insanlar getir,
Her biri geldiği yerin tesellemecisi olan.
Bana hayallerini getir,
Yaşarken beni baştan ayağa sen yapan.
Bana kendi belleğimi getir,
Hasretle karşılaşmayı beklediğim.
Bana her şeyi getir.
Her biri bir başka şeyin her şeyi olan.

Handan Börüteçene
Paris, 2008

not: Handan Börüteçe'nin Bana Kendini Getir adlı duvarda olan eser yazısını, görevlilerden rica ederek fotoğraf makinamla çekip, blogumuza yazarak buraya koymuş oldum.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Filmi Olmayan Soundtrack Albüm

2011 mayısından bu yana kulaklarda eşine pek rastlanmayan bir güzellik yaşatan, filmi olmayan soundtrack albüm misali hâlâ bıkmadan dinlediğim bir albüm var. Amerikalı müzisyen, prodüktör Danger Mouse (Brian Burton) ve İtalyan besteci Daniele Lupi ortaklığıyla çıkan Rome.

2005'ten beri, italyan western filmlerin müziklerinden etkilendiklerini göstererek; vokallerde birbirinden farklı yorumları, Norah Jones ve Jack Black, birleştirdiler. Bu iki farklı yorum Rome'un karanlık, western filmlerinden hatırladığımız uçsuz bucaksız sessizliği, aşkı..; Jack White'ın sesinden -The Rose with the Broken Neck, Two Against One, The World- Norah Jones ise  -Season's Trees, BlackProblem Queen- şarkılarıyla yaşattı. Ayrıca Black'in Breaking Bad'in 4. sezon finalinde bizlere selam çakmasıyla kısa şaşkınlığımız, mutluluğa dönüştü.

Rome üzerinde epeyce uğraşılmış, Jack ve Norah olmadığı zamanlarda dahi insanı içine çeken, yüreği akan bir albüm.






11 Ocak 2012 Çarşamba

Açtı Laleler Beyaz



Sakin'in yapboz oynar gibi içinden karışık kelimeleri seçip, bir araya getirirken mutlu olduğum şarkısı. Sakin, mutlu, umutlu ve bir gülümseten benim...

Burnum omzunda diyor yahu! Daha güzelini düşünemiyorum.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Film Özeti Deyip Geçmeyin!

Film afişlerinin eğer layığıyla hazırlanmışsa, filmin özeti olabileceğine inanmışımdır. Evet bir afişe böyle bir görev yüklemek belki ağır kaçıyor ama afişlerde filmlerin yazı halinde olan minik özetlerinden çok fazla şey buluyorsunuz. Bir de filmle ilgili ince, filmi izledikten sonra "işe budur!" diyebileceğimiz göndermeler de varsa...

Empire Magazine 2011'i noktalarken; favori filmlerini, soundtrack'leri... seçtiler. Kısacası yıl biterken âdetlerini gerçekleştirdiler. Benim de birkaç gün önce fark ettiğim hazırladıkları 29 afişin içinden; biraz zorlanarak, kendimi sınırlayarak anca seçebildiğim 6 afişi başka gözler de görsün istedim. Bu 6, 10 da olabilirdi ben de işin içinden çıkamayabilirdim. Sizin de beğendiğiniz, farklı bulduğunuz afişler varsa, paylaşırsanız sevinirim.



Afişlerin tamamı: 2011 Review: Best Posters